Yemek tarihine bir bakacak olursak, evlerde “ zaman ve kolaylık” sağlanabileceğini ve bu sorumluluğun “ kadınların” üzerinden kalkabileceğini vurgulayan reklamlar yayınlanmaya başlandıkça 1960-1970’lerde çok enteresan bir anın gelip çattığını görebiliriz.

Çok sayıda kadının iş hayatına atılması ile erkekler ve kadınlar arasındaki konuşmaların da ilginçleşmiş olduğunu gösteriyor araştırmalar.

Artık ev hayatında iş bölümü yapılması gerektiğinden dolayı birçok tartışma yaşanmış bunun akabinde de zamanın Amerika’sında gereken ayarlamalar yapıldıktan sonra işte tam bu noktada gıda sektörünün çok agresif bir şekilde olaya müdahale ettiği gerçeği ile karşı karşıyayız.

“TARTIŞMAYIN , YEMEĞİ BİZ PİŞİRECEĞİZ.”

Bunun en açık örneği “Kentucky Fried Chicken”in  1970’lerde yaptığı reklam kampanyası. Çok zekice olduğunu düşündüğüm bir hamle ile bu sorunu çözmek için ilgi alanlarını kadınların “hevesleri” ve erkeklerin üzerindeki “baskı” ile eşleştirilmiş olması.

Ve tebrikler!

Herkes bunu bir çözüm olarak görüp, işlenmiş , ayaküstü yenilen yiyeceklere doğru yönelerek, içinde bulunduğumuz “hazır yeme- içme” olayını başlatmış olduğu gerçeği ile başbaşadır artık.

Ticaret anlayışları ( tüm firmaların aynı olduğunu savunmuyorum ) en ucuz hammadde kullanıp fazla para harcamadan ürünü sırf “sizin için” cazip hale getirmekten ibarettir.

Bunun birçok örneğini verebiliriz ki yakın geçmiş zamanda da Jamie Oliver’ın bir fast food firmasına açmış olduğu davayı kazanması da durumun en güzel örneklerinden biri.

Bir sürü tuz,yağ ve şeker kullanarak başarılabilen bir olay bu aslında. Tuz, yağ ve şeker ekleyerek her yemeği inanılmaz kılabilirsiniz. Çünkü dopamin şebekesini ve iştahı aktif hale getirir bunlar. Karbonhidratlar da enerjinizi ve kan şekerinizi yükseltir. Sonra birden çökersiniz. Tekrar canlanmak için daha çok karbonhidrat gerekir. Çok fazla asitli içecek tüketen insanlarda da bunu gözlemleyebiliriz.

Çünkü “ bağımlılık işi” “gıda şirketlerinin” işi.

Çünkü doymak bilmeyen iştahı planlamaya çalışıyorlar. Yiyebildiğimiz kadar çok yiyelim diye!

Batı ülkeleri bu tür yiyecekler yüzünden ciddi kamu sağlığı sorunları ile uğraşıyorlar işte bu yüzden!

Annemle bu konu hakkında konuşurken 1980’lerde şuan çocuklara kadar inmiş olan diyabet hastalığının ismi yokmuş bile!

İzlediğim bir videoda Hintli bir ev hanımı da bu durumdan yakınıyor;

“Şimdinin Hindistan’ının gençleri “hardal yağı’ ya da “hindistan cevizi yağı”nı bilmiyor” diyordu.

Evet,çünkü evlerinde gittikçe “yemek pişmesi” azaldı. Azalmasa da popülasyon hazır tüketime döndüğü için evde yemek varken bile “dışarıdan” yemek söylenmeye başlandı. ( Belli kesim için)

Yemek pişirmeye ayrılan vakit azaldıkça obezitenin yükseldiğini söyleyen bir ekonomist bile var hatta Davit Cutler.

İstediğiniz herşeyi yiyin, her yemeğin keyfini çıkartın fakat “ siz pişirin.”

“Birlikte yemek pişirin.”

Yemek kültürümüzü yaşatmak istiyorsak, mutfağa birlikte hatta “çocuklarınızla” girin.

Ama ilk önce “ siz” girin mutfağa.

Çoğu annelerimiz mutfakta yetiştiği için yemek yapmasını biliyor. Çünkü bu günün standart bir olayı:)

Kuzu eti kapama,
Domata paçası ( kaşası)
Süt kaşası ( şimdinin beşamel sosu)
Anneannemden anneme, annemden bana:)

Benim yemek pişirme geleneğim var. Bunu kaybedersem bu bilgiyi de kaybedeceğim ve aktaramayacağım. Bu çok üzücü bir durum olmaz mı?

Benim aşçı olarak dünya ile ilişkim çok ilginç mesela. Halk, aile, yakın arkadaşlara yemek yapma konusunda konsantreyim ve tabii ki özel insanlar da var. Çünkü ben yemeğin “birleştirici” özelliğini biliyorum.

Aynı zamanda doğaya da odaklanır birçok aşçı. Bitkiler ve hayvanlar ile çalışırız çünkü.
Ve en önemlisi de şu; “bizi endüstriler değil; doğa besliyor”.

Hepinizin mutfağı varken neden yemek yapmıyorsunuz hala? Zor değil; keyif veren bir yer mutfak:)

Eğer kendinizin ve ailenizin gerçek yemek yemesi gerektiği duygusu ve düşüncesindeyseniz her zaman kusursuz ve organik bir ürün olmasına gerek yok! Sadece yemek olacak bu. Ve bunu bildiğim için sevdiklerime, insanlara yemek yapıyorum.

Mesela İrem ile mutfakta olmak tarifsiz bir duygu.

Mesela Marlo’nun gittikçe mutfakta daha çok vakit geçirdiğini görmek sanırım son 3 senenin en güzel olaylarından:)

Anneannem- annem-ben mesela:)

Birlikte yemek yapmanın bir paylaşım olduğu kadar sağlıklı tarafı olduğunu da unutmamak lazım.

Bunu bılıyorum, bu yüzden mutluyum.
Çünkü yemek yapıyorum.

Müge Güney.

1 YORUM

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here